Büfeci Çocuk
...Kolay kırılır, kolay affederdi insanları, bir çok insan gibi... Kırılmıştı... Ağlıyordu, çünkü gücü sadece gözlerine yetiyordu... Telefona sarıldı, anlatmalıydı... Yada kim olursa olsun O nu dinlemeliydi... Canını yakan o acıdan bir an önce kurtulmak istiyordu... "Belki" dedi, "Belki anlatırsam acım hafifler"... Etrafa aldırmadan hem ağlıyor, hemde anlatıyordu... "Biliyormusun bana tembel dedi, ben tembel değilim... Canımı nasıl yaktı... Yapmam gereken herşeyi yaptım, bana bunu demeye hakkı yoktu... Ben tembellik yapmadım... Ben her zaman işimi zamanında yaptım..."
Ama işe yaramadı... Ne anlatırsa anlatsın, işe yaramadı... İki akşamda bir uğradığı büfeye uğradı... Çantasında cüzdanını ararken kendine uzatılan peçete ile irkildi... "Abla neyin var, ağlama değmez... Bende hergün patronlardan azar işitiyorum ama mecburum..." dedi o küçük ses... Gülümsedi... "Nereden anladın" dedi peçeteye uzanarak... "Ben birşey anlamadım" dedi... "Neden ağladığını bilmiyorum, ama ben artık ağlamıyorum..." dedi büfeci çocuk... İşte o an anladı... Tanıdık olsun yada olmasın, bir peçete uzatış, bir merhaba deyiş... Büfeci çocuk... Kendine getirmesine yetti O nu...
