| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

İmgece

Yazılar

Anne'M

Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne. Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…
Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi.
Bazen mutfakta dalıp giderdin yemek yaparken,
Tahta kaşıkla tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…

Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.
Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da
“Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?
“Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; "Mutsuz mu kızım?" diye,
Çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne,
Yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.

Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum, açtığımı gören olmuyor.
Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…

Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum.
Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler?
Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle,
kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler.
İclal Aydın
Anne'M;
Ne çok özledim seni bilemezsin. Bu şehir bana dar geliyor... Kilometreler içimi yakıyor... Ben ne kadar da kimsesizmişim, bugün anladım... Otobüs durağındaki insanlara tebessüm ediyor, sabahları karşı komşumla karşılaşsam diye ümit ediyorum... İnsan ne kadar da yalnız kalıyormuş Anne'M... Buralar bana dar geliyor, yalnızlık içimi dağlıyor... Biz ayrı bedenlerde ne kadarda birmişiz meğer... Anne'M...
Sen çok özledim...

Neden, neden geliyorsun rüyalarıma?

..."Konuş benimle, yalvarırım birşey söyle"

...

"Neden geldin peki, neden altüst ediyorsun hayatımı?"

...

"Yalvarıyorum konuş, ne olur... Suçluymuşum gibi bakma gözlerime. Ben suçlu değilim. Bilmeden birşey yapmış olamam sana... Çünkü sen benim parçamsın, kanımsın..."

...

"Demek konuşmamaya devam edeceksin. Tamam söz, zorlamıyorum artık seni... Soru cümleleriyle başlamamalı sözlerim... Cevap alamayacağım cümleler kurmak istemiyorum... Artık gitmek istiyorum, burada olmamalıyım... Suçsuz yere, ki suçlu olayım ne değişir ki... Kaç kere sardık yaralarımızı, kaç kere ağladık aynı omuzda ve hiç böyle suskun kalmamıştık... Yine bağırmalısın bana, öfkeni çıkartmalısın benden... Ama böyle susmamalısın... Sende öğrenmişsin suskunluğun canımı nasıl yaktığını..."

...

"Şimdi gidiyorum."

...

"Nasılda gözlerinden okunuyor... "Sen zaten en kolay yolu gitmekte bulursun hayatta" diyorlar bana... Biliyorum, ama suskunluğuna dayanamıyorum..."

...

...

Her gece rüyalarımdasın... Her gece aynı cümleleri kuruyorum kendimce... Bir telefon kadar uzağımdasın... Arasam, "Ablam, nasılsın?" desem... Yine böyle susmandan korkuyorum... Benim için ne kadar önemli olduğunu bile bile... Al bu can senindir diyeceğimi bile bile... Ben sana ne yaptım... Neden, neden geliyorsun rüyalarıma?

Kardeşin...

Büfeci Çocuk

...Kolay kırılır, kolay affederdi insanları, bir çok insan gibi... Kırılmıştı... Ağlıyordu, çünkü gücü sadece gözlerine yetiyordu... Telefona sarıldı, anlatmalıydı... Yada kim olursa olsun O nu dinlemeliydi... Canını yakan o acıdan bir an önce kurtulmak istiyordu... "Belki" dedi, "Belki anlatırsam acım hafifler"... Etrafa aldırmadan hem ağlıyor, hemde anlatıyordu... "Biliyormusun bana tembel dedi, ben tembel değilim... Canımı nasıl yaktı... Yapmam gereken herşeyi yaptım, bana bunu demeye hakkı yoktu... Ben tembellik yapmadım... Ben her zaman işimi zamanında yaptım..."

Ama işe yaramadı... Ne anlatırsa anlatsın, işe yaramadı... İki akşamda bir uğradığı büfeye uğradı... Çantasında cüzdanını ararken kendine uzatılan peçete ile irkildi... "Abla neyin var, ağlama değmez... Bende hergün patronlardan azar işitiyorum ama mecburum..." dedi o küçük ses... Gülümsedi... "Nereden anladın" dedi peçeteye uzanarak... "Ben birşey anlamadım" dedi... "Neden ağladığını bilmiyorum, ama ben artık ağlamıyorum..." dedi büfeci çocuk... İşte o an anladı... Tanıdık olsun yada olmasın, bir peçete uzatış, bir merhaba deyiş... Büfeci çocuk... Kendine getirmesine yetti O nu...

TUTSAK

Tutsaktı, bir o kadar da yalnızdı... Ama yapamıyordu... Kolay olan bu değildi yaşamını çekilmez kılan şey aslında en zoruydu... Herkesten daha akıllıydı ama nedense bir kuvvet arıyordu, yada bir kurtarıcı... Biliyordu, "Birgün, evet birgün değişecek herşey" diyordu...

....

Değişti herşey...

Artık tutsak değildi... "Yapabilirim" dedi ve yaptı... Artık güvercinler kalbinde takla atmaya başladı... Tükenen umutları İMGE bebeğin oldu... İMGE BEBEK yeniden doğdu... Yeni umutlara...

İMGE BEBEK

İmge...

Dediği gibi şairin, alışılmamış kentlerden birinden yazıyorum sizlere... Ama gidemiyorum, terkedemiyorum...

Tutan bir çok şeyin hatrına sabrediyorum belkide...

İmge Bebek...

Kentte yalnızlık var

Özlem diz boyu...

Belki birgün döner diye...

Yeniden alır acılarını diye...

İmge Bebek...