| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

İmgece

Yazılar

Aşk...

Her daim aşk, var olan Aşk...

Gittin...

Gittin…

Sensizliğin ilk günü. Gözyaşlarıma engel olmaktan vazgeçtim uzun yol yürüyüşümde. Gelen geçeni umursamadan hıçkırıklara boğuldum. Bu senin ilk gidişindi…

Yalnız kaldım koca kentte. Ben seninle alışamamışken bu şehre, sensiz nasıl yürürüm caddelerde…

Ne kadar da kendinden emin yürürmüşüm. Yetim kaldım bugün, kolum kanadım kırık…

Aslında benim hiçbir sorunum yokmuş. Yaşadıklarımın içinde en zoru buymuş. Ne kadar da büyükmüşsün sen. Herşeyimmişsin. Bunu biliyordum sanıyordum ama bilmiyormuşum.Gidişinle anladım…

Bugün sensizliğin ilk günü… Böylesine canım yanmışmıydı.  Yaşanan onca şeye rağmen, bu en sancılısı. Akşam olunca kulağım kapıda olacak. Anahtar sesini duyar duymaz fırladığım anlar gelecek aklıma. Ama o anahtar sesi duyulmayacak.

Gelsen çabucak, ah neler vermezdim. “Aşkım çok yorgunum” desende bende sana küsmesem. Yorgunluğuna yorgunluk eklemesem…

Ah nasılda canım yanıyor bir bilsen. Ben sana hiç bu kadar ağlamamıştım. Seninle uyanmanın hayalini kurduğum zamanlarda bile, umutsuzluğa kapıldığımda hiç bu kadar içim yanmazdı. Ama bu bambaşka. Garip… Tarif edebilmek mümkün değil. Döneceğini bile bile, içimi bunca acıtan ne?

“Çok para kazanacağım Aşkım, seni kimseye muhtaç etmeyeceğim” dedin ve gittin… Çok para değilmiş hiç bir şey. Sen olsan yanımdada hiçbirşeyim olmasa. Dönsen, hiçbirşey istemeceğim senden. Birşeyim yok demeyeceğim. Söz Aşkım, ne olur çabucak dön…

24.06.2009

Sensiz

Sen şimdi gideceksin ya,

Bir yanım yarım kalacak…

Sensiz sulayacağım fesleğenleri,

Eskisi gibi güzel kokmayacak…

Sen şimdi gideceksin ya,

Güneş hergün benim için batıdan doğacak.

Doğsun, sensiz hergünüm cehennem olsun…

Sen şimdi gideceksin ya,

Biliyorum, döneceksin…

Ama sensizliğin sancısı sardı bütün bedenimi,

Böbrek sancısı yada regl sancısı gibi değil,

Her yanım kanıyor sanki…

Sen şimdi gideceksin ya,

Git ama hemen dön sevdiğim.

Bebeğim, herşeyim…

Canım sevgilim…

23.06.2009

Aşkım'a...

Aşklarımda oldu, yaşanmışlıklarımda, yaşanmamışlıklarımda...

Uzun ayrılığın sonunda yanımdaydın... Yorgunluğunu atamadığın gecenin ardından başlanan yeni gün. Sabırsızlıkla beklenen akşam. Sonunda olmuştu. Eve gelmeni dört gözle bekledim ve geldin. Yanımdaydın. Fesleğen kokulu bir akşam yemeği... Gözlerin, ah o gözlerin... Beni içine hapseden, "Susmasa, hep konuşsa,  hep o konuşsada ben dinlesem" dediğim akşam yemeğimizin sonrası...

Sevmek öyle bir şey ki...

Sen sustun ben anlattım...

"Saatin alarmı çalmadan uyandı adam, üstünü giyindi, işe gitmek üzere yola çıktı. Öyle dalgındı ki, ineceği durağı kaçırdı. İşyerine ulaştığında bir bardak kahve aldı, arkadaşlarının yanına gitti.

Dünyanın bütün dertleri onun omzunda gibi duruyordu. Kafası karışıktı. İki kadın arasında kalmıştı. Hangisini seçeceğini bilmiyordu. Dostlarına anlattı. Bir çözüm istedi. Konu derinlemesine tartışılacaktı ama mesai başlamıştı. Akşam hep beraber dışarı çıkmaya karar verdiler.
Gün içinde telefonu çaldı durdu Haluk’un. Tüm özel konuşmalarında yanından geçen, hangisinin aradığını soruyordu el kol hareketleriyle. Anlattığı için biraz pişmandı ama bir çıkış yolu bulamamıştı. Gün boyu süren esprilerden sıkıldı, akşamki randevuyu iptal ederek işten izin aldı. Çıkıp bir akşam üstü barına gitti. İçecek siparişi verdi. Barmen tüm gecelerini onun gibi aklı karışmış, üzgün insanlarla geçirdiğinden, bir sıkıntısı olduğunu anlamıştı. Sohbet etmeye başladılar. İçini döktü Haluk, barmen uzun uzun dinledi. Sonunda bir liste yapmasını önerdi. Bu listede iki kadının da iyi ve kötü yönleri yazacaktı.
Her ikisi de güzel ve çekiciydiler. Melda, aslında 5 yıldır sevdiği kadındı. Ancak arkadaş gurubu içinde tanışmış, yıllar geçmesine rağmen bir türlü duygularını itiraf edememişti. Onun kendisini sadece iyi bir dost olarak gördüğünü düşünmüştü. Yazın başında tatile gitmiş ve orada Çiğdem’le tanışmıştı. Aralarında bir çekim oluşmuştu. İstanbul’a birlikte dönmüşlerdi ve aylardır güzel giden bir ilişkileri vardı. Çiğdem ona çok iyi davranan, akıllı ve uysal bir kadındı. Haluk mutlu olsun diye çırpınıyordu. Melda ise, biraz daha hırçın ve asi, biraz başına buyruk, pek fazla otoriteyi sevmeyen, zengin bir ailenin kızı olduğundan zaman zaman şımarıklık yapabilen bir kadındı.
Melda, para kazanmak için değil, vakit geçirmek için kendine bir emlak ofisi açmıştı. Çiğdem ise, mimardı. Kazandığı parayla geçinen, ayakları yere basan, aslında her erkeğin isteyeceği türden biriydi. Mantıklı düşünüldüğünde seçimin Çiğdem’den yana olması gerekiyordu.
Haluk’un anlattıklarını kağıda not alıyordu barmen. Sayfanın ikiye ayrılmış kısmında, olumsuzluklar listesi kalabalık olan Melda’ya karşılık, Çiğdem’in bölümü boş kalmıştı. Çiğdemin kötü tarafının ne olduğunu sordu barmen. Haluk cevap verdi: “ O, Melda değil!”"
dedim.
Gülümsedi sevdiğim, gülümsedi bebeğim. "Evet" dedi, "Çok doğru"...
Yaşanmamışlıklarımda olsa, yaşanmışlıklarımda, pişmanlıklarımda...
Ne olursa olsun.
Ben Seni Herşeyden Daha da Çok Seviyorum Bebeğim, Herşeyim, Sevgilim, Dostum, Eşim...

Sevdiğim

Gideceksin…

Döneceksin, ama yine de gideceksin. Öyle buruk ki içim, nasıl yaşarım ben sensiz, nasıl nefes alırım… Uyumak bile zor gelecek kokun olmadan. Kim bana kızacak, kim arkamdan AŞKIM diye seslenecek, kim bana BEBİŞ KOKULUM diyecek….

Bir sebebim vardı. Eve gitme nedenim. Ama sende olmayınca, nefes almak için nasıl bir sebebim olacak. Sen olmayacaksın. Gözüm saatte olmayacak, bu sefer takvimlerde olacak. Günler geçmeyecek.

Nasıl canım acıyor, gidişini izlemek daha da zor olacak. Ben hiç sensiz uyumadım ki. Beni sensizliğe alıştırmadın ki. Haksızlık bu. Alışkın olmadıklarımı yaşatman haksızlık.

Yine sorun çıkartacak şeyler buluyorum değil mi SEVGİLİM. Ama canım yanıyor. Korkuyorum. Sensizlik sarıyor şimdiden bedenimi. Öpülmeden uyanmaya alışkın değilim ben, nasıl uyanırım, günüm nasıl geçer sensiz. Şimdiden özledim seni sözü ne kadar da basit gelir kulağa, eski Türk Filmleri cümlelerinden. Ama inan bana BEBEĞİM, çok özledim seni. Gidişini düşünüyorum, bu kentte, yalnız, kimsesiz… Zaten herkes yabancı. Bir sen vardın, sende gidiyorsun…

Ölürüm senin için, belki de sensizliği düşündükçe görünmeyen kayıplarım var...

Gözlerin, umudum, yolum… Ben onlarsız nasıl yürüyeceğim, salına salına nasıl gezeceğim evimizde. AŞKIM deyip kapıya koşmayacakmıyım?

Sen şimdi gideceksin

Beni geride bırakarak

Özlemle

Döneceksin,

Elbet birgün döneceksin…

Ama kanayacak içim…

22.06.2009

ANNELER GÜNÜ KUTLAMASI

anneler

Papatya'M

 
"Zamanla herşeye alışıyor insan" sözü tanıdık gelir herkese. Mümkün müdür yalnızlığa, sevdiklerinden uzakta yaşamaya alışmak. Yoksa üzerimi örtülüyordu, alıştım zannederek...
Öyle özleniyor ki dostlar, dostluklar...
Gecenin bir yarılarına kadar oturup edilen sohbetlerin, evden sabahın 3'ünde kaçıp, yanında bulunamayan dostun camına taş atıp, AKLIMIZDASIN diyebilmenin tadı nerede bulunur ki. Ya da dostun AŞK ACISI çekerken, onun acısını çekmek, nerede yaşanır yada hangi yeni başlayan dostluklarda kazanılır...
İlk sigara, ilk bira, ilkler...
Dostlarda yapılır doğrusuyla yanlışıyla, acısıyla tatlısıyla...
Ev geçindiren aileler gibi, hafta başında alınan harçlık salı günü bitince, başlanır efkar şarkılarıyla evin yolu okul çıkışı tutulmaya. 10 km'lik yol uzar da uzar... Geriye kalan ayak ağrısı, dostunla uzun uzun konuştuğun güzel anlar kalır aklında...
Zaman dostları ayrı yerlere fırlatmış olsa da, ONLAR birbirlerini özlerler, her zaman anarlar. Tadımlık görüşmeler yetmez. Zamanla herşeye alışamaz insan.
Candostum Papatya'M a

TÜM KADINLARIN

8mart

SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

Sevgililer-Gününüz-Kutlu-Olsun(1)

Anne'M in Kokusu

Annem
Anneler hep aynı kokar dedi bir dost ve bana ilham kaynağı oldu. Teşekkür ederim Ferda'cım!...
 
Anne'M;
Ne güzel bir kelimedir bu. Ne kadar da büyük anlam taşır sırtında. Canım Anne'M... Öyle özlemişim ki seni,  içime doyasıya çektiğim kokun, tenime sinmiş. Sen kokuyorum sanki buram buram. Daha küçücüktük, "Herşeyi bil kızım" dedin, "Yaptığın bana ise, öğrendiğin kendine." Sen nasıl bir Anneymişsin ki bana herşeyi öğrettin. Beni kimseye mahçup etmedin. "Ah, ahh kızım, ben nelere katlandım." dedin, sabretmeyi öğretti bana. Torunlarını sevdiğin de ne kadar da üzülürdüm, "Anne'M artık beni sevmiyor mu yoksa?" diye. İçten içe iç geçirirdim. Anlamamışım Anne'M. Senin yerin ayrı derdin de, hep duymazdan gelmişim...
Anne'M;
Sen Allah'ın nasıl bir lutfusun ki benim Anne'M olmuşsun. Nasıl da sabırla bekledin benim büyümemi, uslanmamı? Kaç sefer canını yaktım Anne'M. İnan ben hatırlamıyorum. Kaç sefer mahçup ettim seni. Onca şeye rağman kim affedebilirdi ki.
Anne'M;
Çiçek kokulu Anne'M. Canım Anne'M...