fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

İmgece

Aşkım'a...

Aşklarımda oldu, yaşanmışlıklarımda, yaşanmamışlıklarımda...

Uzun ayrılığın sonunda yanımdaydın... Yorgunluğunu atamadığın gecenin ardından başlanan yeni gün. Sabırsızlıkla beklenen akşam. Sonunda olmuştu. Eve gelmeni dört gözle bekledim ve geldin. Yanımdaydın. Fesleğen kokulu bir akşam yemeği... Gözlerin, ah o gözlerin... Beni içine hapseden, "Susmasa, hep konuşsa,  hep o konuşsada ben dinlesem" dediğim akşam yemeğimizin sonrası...

Sevmek öyle bir şey ki...

Sen sustun ben anlattım...

"Saatin alarmı çalmadan uyandı adam, üstünü giyindi, işe gitmek üzere yola çıktı. Öyle dalgındı ki, ineceği durağı kaçırdı. İşyerine ulaştığında bir bardak kahve aldı, arkadaşlarının yanına gitti.

Dünyanın bütün dertleri onun omzunda gibi duruyordu. Kafası karışıktı. İki kadın arasında kalmıştı. Hangisini seçeceğini bilmiyordu. Dostlarına anlattı. Bir çözüm istedi. Konu derinlemesine tartışılacaktı ama mesai başlamıştı. Akşam hep beraber dışarı çıkmaya karar verdiler.
Gün içinde telefonu çaldı durdu Haluk’un. Tüm özel konuşmalarında yanından geçen, hangisinin aradığını soruyordu el kol hareketleriyle. Anlattığı için biraz pişmandı ama bir çıkış yolu bulamamıştı. Gün boyu süren esprilerden sıkıldı, akşamki randevuyu iptal ederek işten izin aldı. Çıkıp bir akşam üstü barına gitti. İçecek siparişi verdi. Barmen tüm gecelerini onun gibi aklı karışmış, üzgün insanlarla geçirdiğinden, bir sıkıntısı olduğunu anlamıştı. Sohbet etmeye başladılar. İçini döktü Haluk, barmen uzun uzun dinledi. Sonunda bir liste yapmasını önerdi. Bu listede iki kadının da iyi ve kötü yönleri yazacaktı.
Her ikisi de güzel ve çekiciydiler. Melda, aslında 5 yıldır sevdiği kadındı. Ancak arkadaş gurubu içinde tanışmış, yıllar geçmesine rağmen bir türlü duygularını itiraf edememişti. Onun kendisini sadece iyi bir dost olarak gördüğünü düşünmüştü. Yazın başında tatile gitmiş ve orada Çiğdem’le tanışmıştı. Aralarında bir çekim oluşmuştu. İstanbul’a birlikte dönmüşlerdi ve aylardır güzel giden bir ilişkileri vardı. Çiğdem ona çok iyi davranan, akıllı ve uysal bir kadındı. Haluk mutlu olsun diye çırpınıyordu. Melda ise, biraz daha hırçın ve asi, biraz başına buyruk, pek fazla otoriteyi sevmeyen, zengin bir ailenin kızı olduğundan zaman zaman şımarıklık yapabilen bir kadındı.
Melda, para kazanmak için değil, vakit geçirmek için kendine bir emlak ofisi açmıştı. Çiğdem ise, mimardı. Kazandığı parayla geçinen, ayakları yere basan, aslında her erkeğin isteyeceği türden biriydi. Mantıklı düşünüldüğünde seçimin Çiğdem’den yana olması gerekiyordu.
Haluk’un anlattıklarını kağıda not alıyordu barmen. Sayfanın ikiye ayrılmış kısmında, olumsuzluklar listesi kalabalık olan Melda’ya karşılık, Çiğdem’in bölümü boş kalmıştı. Çiğdemin kötü tarafının ne olduğunu sordu barmen. Haluk cevap verdi: “ O, Melda değil!”"
dedim.
Gülümsedi sevdiğim, gülümsedi bebeğim. "Evet" dedi, "Çok doğru"...
Yaşanmamışlıklarımda olsa, yaşanmışlıklarımda, pişmanlıklarımda...
Ne olursa olsun.
Ben Seni Herşeyden Daha da Çok Seviyorum Bebeğim, Herşeyim, Sevgilim, Dostum, Eşim...