Aşklarımda oldu, yaşanmışlıklarımda, yaşanmamışlıklarımda...
Uzun ayrılığın sonunda yanımdaydın... Yorgunluğunu atamadığın gecenin
ardından başlanan yeni gün. Sabırsızlıkla beklenen akşam. Sonunda
olmuştu. Eve gelmeni dört gözle bekledim ve geldin. Yanımdaydın.
Fesleğen kokulu bir akşam yemeği... Gözlerin, ah o gözlerin... Beni
içine hapseden, "Susmasa, hep konuşsa, hep o konuşsada ben dinlesem"
dediğim akşam yemeğimizin sonrası...
Sevmek öyle bir şey ki...
Sen sustun ben anlattım...
"Saatin alarmı çalmadan uyandı adam, üstünü giyindi, işe gitmek üzere
yola çıktı. Öyle dalgındı ki, ineceği durağı kaçırdı. İşyerine
ulaştığında bir bardak kahve aldı, arkadaşlarının yanına gitti.
Dünyanın bütün dertleri onun omzunda gibi
duruyordu. Kafası karışıktı. İki kadın arasında kalmıştı. Hangisini
seçeceğini bilmiyordu. Dostlarına anlattı. Bir çözüm istedi. Konu
derinlemesine tartışılacaktı ama mesai başlamıştı. Akşam hep beraber
dışarı çıkmaya karar verdiler.
Gün
içinde telefonu çaldı durdu Haluk’un. Tüm özel konuşmalarında yanından
geçen, hangisinin aradığını soruyordu el kol hareketleriyle. Anlattığı
için biraz pişmandı ama bir çıkış yolu bulamamıştı. Gün boyu süren
esprilerden sıkıldı, akşamki randevuyu iptal ederek işten izin aldı.
Çıkıp bir akşam üstü barına gitti. İçecek siparişi verdi. Barmen tüm
gecelerini onun gibi aklı karışmış, üzgün insanlarla geçirdiğinden, bir
sıkıntısı olduğunu anlamıştı. Sohbet etmeye başladılar. İçini döktü
Haluk, barmen uzun uzun dinledi. Sonunda bir liste yapmasını önerdi. Bu
listede iki kadının da iyi ve kötü yönleri yazacaktı.
Her ikisi de güzel ve çekiciydiler. Melda, aslında 5 yıldır sevdiği
kadındı. Ancak arkadaş gurubu içinde tanışmış, yıllar geçmesine rağmen
bir türlü duygularını itiraf edememişti. Onun kendisini sadece iyi bir
dost olarak gördüğünü düşünmüştü. Yazın başında tatile gitmiş ve orada
Çiğdem’le tanışmıştı. Aralarında bir çekim oluşmuştu. İstanbul’a
birlikte dönmüşlerdi ve aylardır güzel giden bir ilişkileri vardı.
Çiğdem ona çok iyi davranan, akıllı ve uysal bir kadındı. Haluk mutlu
olsun diye çırpınıyordu. Melda ise, biraz daha hırçın ve asi, biraz
başına buyruk, pek fazla otoriteyi sevmeyen, zengin bir ailenin kızı
olduğundan zaman zaman şımarıklık yapabilen bir kadındı.
Melda, para kazanmak için değil, vakit geçirmek için kendine bir emlak
ofisi açmıştı. Çiğdem ise, mimardı. Kazandığı parayla geçinen, ayakları
yere basan, aslında her erkeğin isteyeceği türden biriydi. Mantıklı
düşünüldüğünde seçimin Çiğdem’den yana olması gerekiyordu.
Haluk’un anlattıklarını kağıda not alıyordu barmen. Sayfanın ikiye
ayrılmış kısmında, olumsuzluklar listesi kalabalık olan Melda’ya
karşılık, Çiğdem’in bölümü boş kalmıştı. Çiğdemin kötü tarafının ne
olduğunu sordu barmen. Haluk cevap verdi: “ O, Melda değil!”"
dedim.
Gülümsedi sevdiğim, gülümsedi bebeğim. "Evet" dedi, "Çok doğru"...
Yaşanmamışlıklarımda olsa, yaşanmışlıklarımda, pişmanlıklarımda...
Ne olursa olsun.
Ben Seni Herşeyden Daha da Çok Seviyorum Bebeğim, Herşeyim, Sevgilim, Dostum, Eşim...